13 Eylül 2012 Perşembe

MARDİN’İN TARİHCESİ



 




MARDİN’İN TARİHİ

Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. M.Ö.4500’den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin, Subari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu , Osmanlı dönemine ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir.
Geçmişi tek karede dondurmayan, taş sokaklarında dolaşanlara geniş bir tarih yelpazesi sunan büyüleyici bir şehirdir.

Mardin İsminin Kaynağı

Mardin adı hakkında pek çeşitli söylenceler vardır; J.A.Dupre’ve J.Von Hammer, Marde kelimesinin savaşçı bir kavim olan Mardelerle ilgili olduğunu, Martdelerin İran hükümdarlarından Arşedir (226-241) tarafından burada yerleştirildiklerini anlatır. Şehir ve kavim isimleri arasında benzerlik, Mazıdağı yöresinde oturan Yezidilerin Şeytana tapmaları, eski bir İran ananesinin devamı olarak şerre kötülüğe ibadet eden Marde’lerin yerleştirildiklerinin delilidir. C.Ritter her ne kadara bu ifadeyi naklederse de bu ifadeye şüpheli bakar.
Çoğu Kaynaklarda: Mardin’in gerçek adı “Merdin” diye geçer. Zira halkın çoğu da bugün böyle demektedir. Bu ad “kaleler” anlamına gelir. Şehre bu adın verilmesinin nedeni de yakınında bir çok kalenin bulunmasıdır. Mardin kalesi olan, Kuşlar Yuvası, Kartal Kalesi veya Kartal Yuvası, Eskikale köyünde bulunan Kal’at ül Mara Kalesi Deyrulzafaran manastırının kuzey doğusunda Arur Kalesi ve Erdemeşt Kalesi bu adın verilmesine etken olmuştur.

VII. Yüzyılda İmparator Maoricius(1582-602) devri tarihini yazan Theophilaktos Simokattes’da ve Tarihçi Procopius, aynı devir Coğrafyacısı Georgius Cyprius da; Ermenice kaynaklarda Merdin, Süryanice kaynaklarda Merdo, Merdi, Marda ve Mardin okunuşlarında rastlanıldığı, Süryani imla farklarının bu kelimenin belirli, belirsiz ve çoğul şekillerindeki ayrılıklarından doğduğu ifade edilmektedir.
Tarihte Mardin için bir çok isim kullanılmıştır. Bunlar: Erdobe, Tidu, Merdin, Merdö, Merdi, Merda, Merde, Kartal yuvası, Kuşlar Yuvası, Mardin...dir.

Atatürk ve Mardin

Atatürk’ün hayatında önemli bir dönüm noktası vardır. General olduğunun müjdesini Mardin’de alan büyük komutan bu olayı bir çok yerde ve zamanda dile getirmiştir. Atatürk Albaylıktan, tuğgeneralliğe yükseltildiğini yine Mardin’deyken aldığı telgraftan öğrenmiştir. Mardinliler bir gece önce Albay olarak gördükleri Mustafa Kemal’i ertesi gün pırıl pırıl General apoletleriyle Mustafa Kemal Paşa olarak selamlamışlardır. Hem de 35 yaşında genç, heyecanlı bir Paşa olarak...

Atatürk’ün Mardin’e ikinci gelişi yaklaşık bir yıl sonra 1917 yılının şubat ayına rastlar. İkinci Ordu Komutanlığına vekalet ettiği günlerde, Hicaz Cephesi Kuvvetleri Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, beraberinde Dr. Yarbay Hüseyin, Binbaşı Rıfat Bulca, Yaver Cevat Abbas, Yüzbaşı Neşet Bora, Yüzbaşı Rauf, Emir Subayı Şükrü Tezer’le birlikte Mardin’e gelirler.
Mardinliler Atatürk’ü coşkun bir törenle karşıladılar. O gece Atatürk, Mardin Belediye Başkanı Hıdır Çelebi’nin eninde konuk olmuştur. Gece, Belediye Başkanının verdiği ziyafetle Mardin’in ileri gelenleri hazır bulunmuşlardır.
Şehrin ileri gelenlerinden Abdurrahman Kavvaz, Atatürk’e Samur derisinden bir kürk armağan etmiştir. Bu değerli armağan halen Konya’daki Atatürk müzesinde bulunmaktadır.
Atatürk’ün bu ziyaretten sonra yeniden Mardin’e geldiği burada bir gece kaldığı ve alış veriş yaptığı kaynaklarda geçmektedir...

İLİN GENEL COĞRAFYASI

Mardin, Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alır. Doğuda Şırnak ve Siirt, batıda Şanlıurfa, Kuzeyde Diyarbakır ve Batman, güneyde Suriye topraklarıyla çevrilidir.
Mardin İli’nin iklimi üzerinde kuzeydeki yüksek dağlar etkili olmaktadır. Bölgede kış döneminde oluşan yüksek basınç alanı, kış aylarının soğuk geçmesine yol açar.

Bir yandan Güneydeki çöl ikliminin etkisi altında bulunması, bir yandan kuzeydeki yüksek dağların serin hava kütlelerinin bölgeye girişini engellemesi nedeniyle ilin genelinde yazlar çok sıcak geçerken karasal iklimin tipik özelliği görülür. Ancak; Derik, Nusaybin ve Savur ilçelerinde pamuk, fındık ve zeytin gibi ürünlerin yetişmesi mikroiklim özelliğinin yörede hüküm sürdüğünü göstermektedir.
Mardin dağlarının, Mazıdağı, Derik, Midyat, Savur ve Nusaybin yörelerine sokulan yüksek kesimlerinde, Meşe ağaçlarından oluşan topluluklara rastlanır. Bu orman parçalarında yer yer Sakız ağacı, Dişbudak, Söğüt ve Çınar ağaçları da vardır.
Nusaybin ve Savur yöreleriyle Mardin Dağlarının vadi boylarında yöre halkınca yetiştirilen: Kavak, Badem, Bıtım, Ceviz, Sumak, Kiraz ve Mahleplerin dışında il alanına bozkırlar egemen olur.

Beyazsu(Aksu)-Karasu(Çağ-Çağ) : Midyat yakınlarından doğan Beyazsu ve Karasu birleşerek Nusaybin ovasını yapılan sulama kanalıyla karbeyaz bahçeler haline getirdikten sonra, nazlı bir gelin gibi sınırımızı terk ederek Suriye’ye geçer. Çağ Çağ sulaması gerek enerji üretimi açısından gerekse sulamaya olan katkısı açısından, önemli bir yere sahiptir. Ayrıca mesire yeri oluşunun ayrı güzelliğiyle yöre insanının akınına uğrar.

DOĞAL GÜZELLİKLER VE TURİZM ZENGİNLİKLERİ

Bir çok uygarlık kalıntısıyla, sahip olduğu eşsiz kültürel değerleri ve günümüze kadar taşıyan, yüreklerdeki engin hoş görü ve sevecenliğin doruk noktaya ulaştığı Mardin Dünyanın yaşanır iki sit kentinden biridir. Tarihi tarihle özümsetmek, yaşayıp yaşatabilmek ayrıcalığı nedeniyle de Dünyanın ilgisini çekmektedir. Bir yanda gümüşe hayat veren mükemmel işçiliği, bir yanda kesme ve oymalı taşları gönül mahzenlerimize altın çerçeveli güzelliklere nakşeden tarihi tortusu ve geleneği ile ülkemizin gözbebeğidir. İlde değişik uygarlıklara ilişkin çeşitli tarihi yapıtları sık aralıklarla görmek mümkün olduğundan, konumu ve sahip olduğu turistik değerleri ile turizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Uluslar arası turizm şirketleri Mardin’i (tur;) programlarına almış olmakla bu program dahilinde Mardin’e gruplar gelmeye başlamıştır.

Kalenin eteklerinde kurulmuş ilginç tarihi evleri sokaklar arasındaki geçişi sağlayan Abbara’lar (Tüneller)ı, taşlar arasından yol buldukça göğe yakarır gibi uzanan kaskatı yeşillikler ve her gün binlerce yıllık tarihe gönderilen günümüz insanının yaşam cıvıltısı...
Mardin’de evler o kadar güzel inşa edilmiştir ki pencerelerinin konumu, avluların dizaynı, kuyuların dehlizli yapıları kimseye rahatsızlık vermeden binlerce yıldır alışıla gelmiş düzenini devam ettirmektedir.

Dünyanın Süryanî merkezi olarak kabul edilen Mardin Deyrulzafaran Manastırı, Türkiye ve Dünya turizmi açısından çok özel bir değer taşımakta, her mevsimde yoğun olarak yerli ve yabancı turist akımına uğramaktadır.
Mardin ibadet merkezleriyle dinler arasındaki hoş görünün en önemli merkezidir. Yaklaşan inanç turizmi ile beraber orta doğunun mistik geçmişinde barındırdığı unsurlarla bu görkemli kenti, dünden bu güne taşıyan antik değerleri, bugünden düne giden tarihe atmosferini tanımlayabilmek için önemli medeniyet katmanlarının günümüzdeki yansımalarını tanıyalım.

Sit Alanları

Sit alanı oluşu itibariyle Mardin’in dünyada apayrı bir yere sahip olduğunu bilen ve bu uğurda çok değerli çalışmalar yapan bilim adamlarının hazırladığı konuya ilişkin raporlar dikkat çekicidir. Kültür ve Turizm bakanlığı taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları yüksek kurulunun 29-30-31 Mayıs 1985 yılında aldığı 1425 nolu karara göre Mardin il merkezinde bulunan, gayri menkullerin 1979-1984 yıllarındaki kararları ortak bir mutabakata bağlamıştır. 2863 sayılı kanun uyarınca kurulması gerekli taşınmaz Kültür Varlıkları olarak tescil kayıtlarının devamı sağlanmıştır.

Kale Suru, Tapınaklar, Havralar:

Kiliseler: Mor Petrus ve Pavlus kilisesi( medrese mah.), Mor İliyo kilisesi, Mor Behnan (Kırklar) kilisesi ve Mor Yusuf Kilisesi( Şar mahallesinde), kırmızı kilise, Protestan kilisesi, Meryem ana kilisesi ve patrikhane(cumhuriyet meydanı), Mor Mihail kilisesi, Mor Hırmız kilisesi Surpkevork(Mor Cırcıs) kilisesi, Mor Barsavmo kilisesi, Mar Şumune, Deyrulzafaran Manastırı, Mor Efram Manastırı( Diyarbakır kapı mah.).

Medreseler; Emineddin Medresesi, Zinciriye Medresesi, Altınboğa Medresesi, Hatuniye Medresesi, Şehidiye Medresesi, Şeh Sultan Medresesi, Sultan Kasım Medresesi, Marufiye Medresesi,

Camiler; Ulu Cami, Melik Mahmut Cami(Bab-ı Sor), Latifiye (Abdullatif) Camii, Reyhaniye Camii, Necmettin (Maristan) Camii (Necmettin mah.), Nizamettin Begaz Camii (Diyarbakırkapı mah.), Eminettin Camii, şeyh Muhammet Ezzanar Camii, Melik Mansur Mescidi(Gül Mah.), Pamuk Camii, Şeyh Zebur Camii, Sultan Hamza-i Kebir Camii, Şeyh Şaran Mescidi, molla Hari Süleyman Paşa Camii, Tekiye Camii, Şeyh Kasım Halveti mescit ve türbesi, Şeyh Mansur Camii(Yalım Beldesi), Cami-ül Afsar, Muhammet Şeybullah Camii, Şeyh Yusuf camii, Şeyh Abdulaziz Camii, Muşyid Camii, Arap Camii, Kale Camii, Hızır Camii, Kuseyri Camii, Şeyh çabuk Camii,Kasım Tuğmaner Camii, hacı Ömer Halife Camii.

Bayramlar

Sevdik diyemeden sevildiğimizi sanmadan
Ve naylon terlik giyerken, bıkmadan usanmadan
Bisiklete binmek için her bayram, turu on liradan
Sokağa fırlardık Çorap etiketini daha çıkarmadan...
( Bayram sabahı, Kardeşim Sinema ve Ben)

Mardin’de Mardin’i iliklerine kadar yaşamış, bilinçaltına çocukluğunun bayram coşkusunu kazımış olan bir şairin duygularına ortak olmakla; çeşitli inançların zevk ve kültürlerin barışık bir yaşam tarzı sergilediği Yukarı Mezopotamya’nın bu şirin kentinde Mardin’de bayram coşkusu mitolojik, mistik, gizemli diyarlarda tarihle kaynaşık bir bütünsellik çizer.
Geçmişte bir çok uygarlığa beşiklik yapmış Mardin, tüm bunların yanında çok çeşitli inançlara, tapınmalara, ayinlere, kurbanlara taş mimarisinin dünya üzerindeki mükemmel örneklerinin sergilediği bir açık hava müzesi olarak şahit olmuştur.

Mardin din ayırımı konusu ayak bağı yapmadan asırlar öncesinden çözmüştür. Ezan seslerinin çan sesleriyle karışık ve kaynaşık aksettiği; çeşitli dinlere mensup insanların gönül rahatlığıyla inançlarını yaşadığı bir hoşgörü merkezidir. Mardin’in inanç tünelinde putperestlerden Yezidilere; Yahudilerden Hıristiyanlara ve İslam inancına kadar uzanan ve her karesi sevgi ve kardeşlikle işlenen motifler görülür. Mardin'’e bayramlar, çok önemli gelenek silsilesi etrafında sürüp gider. Buralarda aslolan ölülere hürmet, büyüklere saygı, annelere mutlak bağlılık ve barışıklığın, kardeşliğin de derin bir vecd ile kutlanmış olmasıdır.

Hıristiyan ve Müslüman inancının bayramlara verdiği özel önemi tüm içtenliği ve bağlılığıyla kutlayan Mardinlilerin Hıristiyanlarla kurdukları kardeşlik bağları her iki kültürün bayramlarında da pekiştirdikleri çok önemli hasletleridir... Bayramlarda bir tarih hazinesi görünümüne kavuşturulan Mardin’i gezmek keyfi, ayrıcalığını gelin sizlerle paylaşalım.

Geleneksel Mardin Yemekleri

Mardin’in kendine has yemekleri muhtelif gıda maddelerinin severek oluşturduğu bir lezzet yumağıdır. Sanki bu yemekler, ağza layık harikalar oluşum sürecindeyken, gizli bir el tarafından işlenmiş, dünyanın en güzel tatlarına bezenmiş hissini verir meraklılarına...
Yemek bir kültür olayıdır. Kültür bir yöre halkının, belirli bir toplumun yarattığı maddi ve manevi değerlerin toplamıdır. Bu değerler tarihi kalıntılarla olabileceği gibi, yaşamın en önemli halkalarından biri olan yemeklerde de yer bulabilir. Yöremizde yetişen bitkilerin yardımıyla, hava şartlarının ve yaşama tarzının belirleyiciliğiyle, yemekler geleneksel bir boyut kazanır. Mardin mutfağının zenginliği, gelmiş geçmiş milletlerin kültür birikimlerinden, Mardinlilerin medeniyetteki tekamül sürecinde kendilerini yenilemedeki yetenekleri ve sosyal açıdan sahip oldukları açılımla ilgilidir. Çeşitli dinlerin dinsel törenleri için hazırlanan yemekler, doğum ve ölüm sonrası geleneksel günler ve ayinler için özel olarak oluşturulan hayratlar...

Mardinliler damak zevkine düşkün olduğu için yemeklerde mutlaka arar. Bu tarihin şahit olduğu en muhteşem güzellikleri, atalarının seyir zevki ve günümüze bıraktıklarıyla algılama tecrübesine sahiplik duygusunun, gözlere kazandırdığı ayrıcalıklı bakış açısıyla ilgilidir.
Yörelere göre pek çok değişikliklere sahip olan geleneksel yemekler: Köy ve kent yemekleri olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.
Mardin yemeklerini şu şekilde bölümlemek mümkündür.
1)- Çorbalar:
Lebeniye, Un çorbası, Mercimek çorbası, Kelle paça, Nohut çorbası, Çorten, Gınedir çorbası, Dövme çorbası, Salçalı yarma çorbası, Domates çorbası, Kışkek.
2)- Kebaplar:
Soğan Kebabı, Patates Kebabı
3)- Et Yemekleri:
Malzum, Kibe, Mardin Çiğköftesi, kelle paça, Dobo, Firkiye, Güveç, Havuç türlüsü
4)- Tavalar-Kavurmalar-Kızartmalar:
Semizotu tavası, Patates, Patlıcan, Biber(kırmızı ve yeşil), Kabak, Havuç Kızartması
5)- Köfteler:
İçli Köfte, (İkbebet), Aya Köfte (I’rok), Çiğköfte, Mercimekli Köfte, Cevizli içli köfte, Kıtel raha, Güneş köftesi.
6)- Dolmalar-Sarmalar:
Rami dolması, Patlıcan Dolması, Biber Dolması, İşkembe Dolması, Kaburga Dolması, Kabak Dolması, Tatlı Kabak Dolması, Hindi Dolması, Kuzu Dolması, Tavuk Dolması, Güvercin Dolması, Bıldırcın Dolması, Ördek Dolması, Domates Dolması, Kırmızı Biber Dolması, ebe Gümeci Sarması, Asma Yaprağı Sarması, Hatmi Yaprağı Sarması, Dut Yaprağı Sarması, Lahana Sarması
7)- Çerezler:
Leblebi, Şekerli Leblebi, Badem, Badem Şekeri, Ibzor, Kabuksuz Kavun çekirdeği, Karpuz Çekirdeği, Kabak Çekirdeği, Kavun çekirdeği, Bıtım, Mahlep, Ceviz, Pestil, Cevizli ve Bademli Sucuk (Ikude).

EĞİTİM-ÖĞRETİM

Eğitim yaşama hazırlık değil, yaşamın ta kendisidir; yaşamla özdeştir. Bu özdeşlikte eğitim yaşama yön veren, yaşam biçimine özellik kazandıran bir antitezdir.
İnsan davranışında yetenek, istidat, karakter ve bilgi bakımından, belli gelişmeler sağlamak amacı ile yürütülen etkiler sistemi...
Her nesle, geçmişin organize bilgi ve tecrübelerini verme ve kazandırma,
Eğitimde esası, öğrenmenin kolaylaştırılması.
Eğitim tanımını yapan kitapların ortak söylemi bu doğrultudadır.
Yukarı Mezopotamya’nın çok önemli kültürel yapılanmasının görüldüğü Mardin’de eğitim medeniyetlerin şaşalı yükselişi paralelinde dünyanın belki de en önemli teknik boyutunda üniversiteler bünyesinde icra edilmiştir. Turabdin bölgesinden zamanında ilim-irfan deryası şeklinde söz edilmekteydi. Günümüzde kalıntılardan, tiyatrolardan tabletlerden ne kadar üst seviyede olduklarını anlatmaktayız.
Müzik başta olmak üzere, ruhsal bozuklukların tedavi edildiği dini merkezlerde bu gün bile oluşturulan çalışma odaları, yerleşim biçimleri takdirle izlenmektedir.
Dinlerin Ortadoğu merkeziyetçiliği Mezopotamya’yı etkilemiş, dini ilimlerin öğretildiği manastır-medrese silsileleri sürüp gitmiştir.
Mezopotamya ve üniversite kültürü o kadar iç içedir ki, zamanında astronomiye, tıbba verilen değer neticesinde önemli aşamalar yaşanmıştır.
Osmanlı döneminde gelindiğinde köklü bir eğitim anlayışı, dini hoşgörü ve bilimsellik çizgisi Mardin ve dolaylarında önemli alimlerin yetişmesine neden olmuştur.
18. Yüzyılda Mardin’in eğitim konusunda ne kadar ilerde olduğu o dönemlerde çoğunluğu oluşturan Hıristiyanların merkezi okullarında; Arapça, Süryanice, İngilizce ve Türkçe dil ağırlıklı derslerden çıkarmak mümkündür.
1900’lü yılların Mardin ve Beyrut’ta körler okulu açılmış olduğunu kaynaklardan öğrenmekteyiz. Beytıl Kendir denilen bu günkü Yetiştirme Yurdu binasında El sanatları Okulu açılmış olup, bir okulda kumaş dokuma, biçki dikiş ve iğne oyası öğrenilmekteydi. Amerikalıların 1904 yılında Mardin’de bir kolej ile hastane yaptırdığı ve bu faaliyetlerin 1926 yılına kadar sürdüğü bilinmektedir.
İpek yolu bereketi, üzüm bolluğu, dinsel hoşgörü merkezi, müstahkem kalesi ve doğal yapısıyla stratejik bir konuma sahip olan Mardin’de Eğitimin güçlü temelleri atılmamış olsaydı acaba bu güne kadar yine çanlarla ezanları beraber, hür ve kardeşçe görebilecek miydik? Hıristiyanların 1919 yılında resmi olarak Mor Mihail’de açılan okulları mezhep farkı gözetilmeden genel bir eğitim vermiştir.
İlmin önemli bir boyutu olan basım işinin bölgedeki aktivitesi 1881 yılında Deyrulzafaran Manastırında matbaa ekipmanının yerleştirilmesiyle başlar. Bölgede ilk matbaanın kurulması da böylece Mardin’de mümkün olur.

Cumhuriyetle birlikte ve özellikle 1928 yılından sonra basım işlerine yeni bir ivme kazandırılmıştır. Matbaanın Mardin’deki önemini 1928 yılının yeni harfler müjdesiyle dile getirdiği basım ünitelerini incelemek, Deyrulzafaran Manastırının ilim fışkıran görüntüsünde apayrı heyecanlar veriyor insana...

Cumhuriyetle beraber, Tevhid-i Tedrisat ile tek merkezli ve daha kontrollü ve planlı bir eğitim faaliyeti Türkiye’nin her tarafında olduğu gibi Mardin’de de başlar. Alt yapısı hazır olan bu sistemin oturmasında önemli güçlükler yaşanmamıştır.
Okulların açılması, köylere kadar uzanan eğitim seferberliği; okuma yazma oranı yüksek bir Mardin’i günümüze taşımıştır.
Nusaybin Kolejinin 363 yılında 800 öğrenci ile tüm branşlarda modern bir eğitim yaptığı bilahare Urfa’ya taşındığı ve buralarda hizmet verdiği, bilahare 457’de Norse (Urfalı) Metropolit Barsavmu ile birlikte Nusaybin okulunu kurdu. Bu okulda doğudan gelen talebeler okumuştur. Pers okulu olarak da bilinen meşhur okulun devamı olmuştur. Yeşilli ve bir çok yerde bulunan Habis(Dini Öğretim Merkezleri) Kızıltepe’deki Tarassut Kulesi, Derik’in ilmi faaliyetleri, Midyat, Ömerli(Beşikkaya), Mardin Merkezde Zinciriye ve Kasımpaşa Medreselerinde verilen eğitimi anlattıkça geçmişin ilim fışkıran güzelliğini, Cumhuriyetimizin yüce değerlerle ve Atatürk’ümüzün dehasıyla bütünleşen ülke-millet ideallerimizi daha büyük bir sorumlulukla üstleniyor ve gururlanıyoruz.

Yakın gelecekte Mardin Organize sanayi bölgesi ve Mardin Serbest Bölgesinin katkısıyla Türk ekonomisinin geliştirilmesine ve yeni ivmeler kazandırılmasında özellikle imalat sanayi ve ticarette aktif ve yönlendirici yapı taşlarından biri olacağı kuşkusuzdur.
Mardin, diğer illere ve özellikle yurt dışına, Ortadoğu’ya yakın sınır illerinden biri olması özelliğiyle de transit taşıma güzergahında önemli bir yer işgal etmektedir. Tarihi İpek yolu Mardin’den geçmektedir. İç ve dış ticarete konu olabilecek sanayi ürünleri yeterli düzeyde bulunmamakla birlikte son yıllarda yeni üretim imkanlarının oluşmasıyla olumlu bir seyir izlemektedir. Mardin ve Nusaybin gümrüklerince yapılan ticaret miktarları incelendiğinde 1996 yılında 57 milyon dolar, 1997 yılında ise 84 milyon dolar seviyesinde olduğu görülmektedir.

Tarım tarihi de katılırsa takriben on bin yıllık zengin bir tarihi geçmişi olan ilde tarihi, kültürel, arkeolojik ve doğal turizm değerlerini bir arada görmek mümkündür. Ancak günümüzde sahip olduğu potansiyel, yeterli alt yapı ve tanıtımın olmaması gibi nedenlerden dolayı etkin bir şekilde kullanılmamaktadır. Bu değerlerin ekonomiye kazandırılması halinde turizm, ticaret ve sanayi sektörüyle büyük bir güç oluşturabilecektir.

İmalat sanayinin ve turizm sektöründe faaliyet gösteren tesislerin büyük çoğunluğunun Mardin Merkez ve Kızıltepe ilçesinde yoğunlaşmış olduğu görülmektedir. Bunların dışındaki diğer ilçelerde ise ekonomik yapının daha ziyade tarım, hayvancılık ve yurt içi ve yurt dışı taşımacılığa dayalı olduğu dikkat çekmektedir.
Uluslararası taşımacılığın da Mardin ekonomisinde yeri vardır. 1997 yılı itibariyle Esnaf ve Sanatkarlar Odasının 12.700 şoför ve otomobilci üyesi vardır. İlin Suriye sınır ve Habur Sınır Kapısına çok yakın olması sebebiyle nakliyecilik gelişmiştir. Son yıllarda Mardin iline verilen teşviklerin büyük kısmı nakliyecilik sektörüne yöneliktir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder